Muğla'da yetiştirilen meyvelerle ilgili daha fazla bilgi edinmek, kendi yörenizdeki miras meyveleri nasıl koruyup çoğaltabileceğini öğrenmek, kültürel zenginliğimizin boyutları hakkında fikir sahibi olmak isteyenler, lütfen sitemizi ziyaret edin ve bize yazın.
Pazartesi, Nisan 21, 2008
Muğla'da yetiştirilen meyvelerle ilgili daha fazla bilgi edinmek, kendi yörenizdeki miras meyveleri nasıl koruyup çoğaltabileceğini öğrenmek, kültürel zenginliğimizin boyutları hakkında fikir sahibi olmak isteyenler, lütfen sitemizi ziyaret edin ve bize yazın.
Cuma, Kasım 09, 2007
YENİ DESTEKLERLE DEVAM EDİYOR
Meyve Mirası Çalışma Grubu ve ANG Vakfı'nın yürütücülüğünde Muğla'nın yerli meyve mirasını kaydetme, koruma ve gelecek nesillere bırakma projesi yeni sezonda Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu Küçük Destek Projesi (UNDP-GEF-SGP) ve Turkish Cultural Foundation desteğiyle sürdürülüyor. Destek veren tüm kuruluşlara teşekkür ederiz.
Anadolu’da binlerce yıldır farklı kültürlerin katkılarıyla gelişen tarımsal çeşitlilik, günümüzde tarım politikaları, küreselleşme, nüfus artışı ve diğer sosyoekonomik nedenlerle hızla azalmaktadır. Bu azalma, gelecek kuşakların besin kaynaklarını tehlikeye attığı gibi kültürel çeşitliliğin de kaybolmasına neden olmaktadır. Tahminlere göre dünyanın tarımsal gen çeşitliliğinin dörtte üçü son yüzyıl içerisinde yok olmuş, bugün tüm dünyada gıda olarak tarımı yapılan yüz kadar çeşide indirgenmiştir. Ülkemizde her bölgede, toprak yapısına uyumlu, iklim şartlarına dayanıklı, böcek ve hastalıklara dirençli, sulamaya, kimyasal gübre ve ilaca ihtiyaç duymayan veya daha az ihtiyaç duyan yüzlerce meyve çeşidi yetiştirilmiştir. Ancak çoğu köy çeşidi günümüzde kentleşme, artan arazi fiyatları, tarım girdilerindeki artış, tarımsal tercihler ve pazarlama zorlukları karşısında kesilme ya da aşılanma tehdidi altındadır.
Gen kaynağı ve tarımsal biyo-çeşitlilik unsuru olduğu kadar bu ülkenin kültürel mirasını oluşturan bu yerel çeşitlerin saptanmasında Önemli Bitki Alanlarından (ÖBA) biri olan ve turizmin yoğun baskısı altındaki Muğla ili pilot bölge olarak seçilmiştir. Muğla’nın ekonomik açıdan önemli tarımsal ürünleri arasında narenciye çeşitleri, üzüm, incir, badem ve zeytinin önemli bir yer tuttuğu; ayrıca Muğla’nın engebeli arazi yapısı ve küçük aile işletmelerinin çokluğu açısından tarımsal çeşitliliğin korunmasında öncelikli bir alan olduğu belirlenmiştir.
2006 yılında başlanan ön çalışmalar, Meyve Mirası Çalışma Grubu’nun 2007 Nisan ayında kurulmasıyla hızlanmış, son 6 ayda Muğla’nın 12 ilçesinden onunda ANG Vakfı desteğiyle alan araştırmaları gerçekleştirilmiştir. 28 meyve türünde bugüne dek 400’ü aşkın yerel meyve adı saptamış, bunlardan 200’ünün örnekleri alınmış, fotoğraflanmış ve ağaç formları kısmen doldurulmuştur. Aynı çeşitlere farklı köylerde başka isimler verildiğinden bunların bir bölümü birbiriyle örtüşecektir, ancak yine de belirli türlerde önemli bir kültürel zenginliğin korunduğu gözlenmektedir. Anadolu’nun kültürel ve tarımsal zenginliklerinden olan yerli meyve çeşitlerini saptamak için Muğla ili doğru seçilmiş bir pilot bölgesi olduğunu kanıtlamıştır. Aralık 2007 den başlayarak 1 yıl boyunca SGP ve diğer destekçilerin katkılarıyla belirlenen hedefler doğrultusunda arazi çalışmaları ve faaliyetler sürdürülerek doğa dostu tarım uygulamalarının ve yerel çeşitlerin saptanması, yerinde (in situ/ sıla) ve alan dışında (ex-situ/ gurbet) korunması, pazara yönelik çalışmalar yapılması öngörülmektedir.
Eğitim çalışmaları 2007-2008 öğrenim döneminde başlatılacak, ancak yöresel kırsal kalkınma ve ürünlerin pazarlanmasına yönelik faaliyetlere girişmeden, yerel köy çeşitleri envanterinin tamamlanmasına, ürün miktarlarının ve üreticilerin belirlenmesi ve yerel görüşleri almaya öncelik verilecektir.
Salı, Ağustos 21, 2007
Pazar, Mayıs 20, 2007


KÜLTÜREL MİRAS, VERİTABANI VE KORUMA PROJESİ
Ülkemizde yüzyılların emeğiyle geliştirilen yerli meyve çeşitlerinin hızla yok olduğu, doğal bitkilerimiz kadar insanların kültüre aldığı, yaratıcılarının isimleri (Keram nene payamı, Mustabey armudu, vb.) ya da yetiştirildiği yer ile anılan (örn. Kasaba kavunu) yerli ırkların da ülkemizin zenginliği olduğu düşüncesinden hareketle, meyve ırklarının yerli adlarıyla saptanması, tescili, yerinde korunması, değerinin anlaşılması ve yetiştirilerek pazara sunulması amaçlanmaktadır. Projenin bir pilot proje olarak Muğla ilinde başlatılması, veri tabanı geliştirilip alanda yöntemlerin sınanmasından sonra başka illere de yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.
Öngörülen projede Muğla’nın yerel meyve ırklarının bir kültür ürünü olarak saptanması, yerel kaynaklar ve geçim ekonomisi çerçevesindeki yeri, yerli ırkların yerel adlarıyla tescili ve yerinde korunarak yerel kalkınmaya destek sağlayacak bir unsur haline getirilmesi öngörülmektedir. Eğitim çalışmalarının ilköğretim düzeyinden başlatılması, tanıtım yapılması ve bazı uygun cinslerin ex-situ olarak başka illerde, örneğin İstanbul Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ile Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi’nde, ayrıca organik tarım yapan çiftliklerde üretilmesi sağlanmaya çalışılacaktır. Proje alan araştırması 2007 yaz aylarında Ali Nihat Gökyiğit Vakfı (ANG Vakfı) desteğiyle sürdürülmüştür. Aralık 2007 tarihinden başlayarak ANG Vakfı'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler Küçük Destek Fonu (UNDP-GEF-SGP) ve Turkish Cultural Foundation desteğiyle çalışmalar devam etmektedir.
Dr. Z. Füsun Ertuğ (Proje Yürütücüsü) – Arkeolog, Etnobotanik araştırmacısı- Alan araştırmasının denetlenmesi, koordinasyon ve veri tabanı tasarımı.
Mary P. Işın- Gıda tarihi araştırmacısı- Tarihi kaynakların araştırılmasından sorumlu.
Esin A. Işın- Metalurji ve Malzeme Mühendisi- Alan araştırmacısı.
Elisabeth Tüzün- Orientalist, dilbilimci- Alan Araştırmacısı (Datça).
Prof. Dr. Neş’e Bilgin- Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü- meyve örneklerinin moleküler araştırması.
Salih Kanoğlu- Orman Mühendisi- Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi- Alan araştırmasında ve saptanan türlerin yetiştirilmesinde katkı.
Pazar, Mayıs 13, 2007
Josephine'i 19 Ocak 2007'de son 17 yıldır yaşadığı Cihangir'deki evinde 87 yaşında kaybettik, 25 Ocak'ta Feriköy Protestan Mezarlığı'nda toprağa verdik. 30 küsur yıllık bir dostu, yol gösterici ve hocamı kaybettim onunla. Josephine, masmavi gözlerinde pırıldayan araştırıcı zekası, duyarlığı, gezgin ruhu, gözlemci yeteneği, aldığı yanıtlarla yetinmeyen, sürekli okuyan ve araştıran kişiliğiyle kendine özgü bir kadındı. Fotoğrafçıydı, sosyal bilimciydi, gezgindi... sıkı bir sigara tiryakisiydi, özellikle Doğu'nun tütünlerini sarardı birbiri ardına. Bir garip Amerikalı'ydı, Doğu dünyasının büyüsünü, renklerini, yüzlerini, tarihi anıtlarını fotoğraflayarak dolaşan... Köylerde, kasabalarda, kentlerde, --evlerde, camilerde, pazarlarda-- rastladığı eserleri (ahşap ya da taş nesneler, gümüş takılar, ipek ya da yün dokumalar, kilimler, cicimler, çoraplar, örtüler) okşarcasına sever, inceler, fotoğrafını çeker, kimini satın alırdı. Giderek ilgisini dokuma ürünler ve dokuma aletleri üzerine, özellikle göçer dokumalarına yoğunlaştırdı. Anadolu'yu dolaşıp izlerini sürdü farklı aşiretlerin, motiflerin, yaratıcı kadınların... bu kadınlara özgü el sanatının tarihçesine, onu yaratanlara, onların bu kilimleri, yaygıları, çuvalları nasıl dokuyup hangi renk ve motifleri yanyana getirdiklerine kafa yordu.
Cumartesi, Aralık 23, 2006

ICEB 2005 PROCEEDINGS (BİLDİRİLER KİTABI) YAYIMLANDI
21-26 Ağustos 2005'te Yeditepe Üniversitesi'nde gerçekleştirilen IV. Uluslararası Etnobotanik Kongresi'nde sunulan bildiriler, posterler ve sepetçilik sergisi kataloğu Aralık 2006'da Ege Yayınları tarafından yayımlandı. ISBN:975-807-153 X
Tamamı İngilizce olan kitapta 45 sözlü, 62 poster sunum ile 4 plenary konuşma ve Dünya Sepetçiliği Sergisi (“Baskets of the World: The Social Significance of Plaited Crafts”) konusunda 29 katkı ile sergide yeralan sepetlerin kataloğu da yer almakta. 700 sayfa, Fiyatı yayıncısından: 50 YTL. Aşağıdaki adreste kitabın içeriğini de görebilirsiniz.
Yayın ısmarlama adresi: http://www.zerobooksonline.com/tr/product_details.asp?cat=&subcat=&product=1481&highlite=ICEB
Zero Yayıncılık/ Ege Yayınları
Aslanyatağı Sokak, Sedef Palas, 35/2
Cihangir 34433 İstanbul
tel.0212 244 7521
Sipariş için:
Ahmet BORATAV
Fax: +90 212 244 32 09
E-mail: aboratav@gmail.com
www.zerobooksonline.com
Pazartesi, Eylül 04, 2006

SULTANSAZLIĞI, SİNDELHÖYÜK SEPETLERİ-SELELERİ
Son yılların en keyifli gezilerinden birini yaptım geçen hafta. Kendimi evimde hissettiğim Aksaray ve Niğde'den sonra Kayseri'nin Develi ilçesine gittim. Botanikçi Mehtap Öztekin ve anneannesinin rehberliğinde Develi'yi gezdik. Sindelhöyük'de Süleyman ustayı bulduk ve onun kındıra'dan (Typha) sele-sepet örüşünü izledik. Kol tekniğiyle bir araya getirdigi kındıra demetlerini yine kındıranin özü ile bağlayarak yeni formlar, biçimler yaratışını gözlemledik. Baba mesleğini yaklaşık 30 yıldır sürdüren Süleyman usta ve eşi Firdevs bize sanatlarını cömertçe gösterdiler, deneme yapmamıza olanak verdiler. Bu el sanatının günümüzde ortadan kalkan uygulama alanlarının (erzak selesi, bok sepeti gibi) yerine yeni kullanımlar yaratmaları hem yerel el sanatlarının korunması hem de yerel ekonominin ve doğal kaynakların geliştirilmesi adına çok sevindirici.
Umarım sepet sergisi projesini gerçekleştirebilir ve Süleyman usta gibi sanatını sürdüren ustaların bu el sanatlarından gelir sağlamasını ve yeni ustaların yetişmesini sağlayabiliriz.
Salı, Ağustos 08, 2006

Bir etnobotanikçi gözüyle Fas (Morocco)
EARTH (Early Agricultural Remnants and Technical Heritage) Projesi'nin aletler ve tekniklerle ilgili 2. grubunun 2. atelyesi 25-28 Mayıs 2006'da Fas'ta yapıldı. Agadir'de buluşan gruba 1. grup eşbaşkanlarından biri olarak ben de katıldım. Tafroute'da iki farklı mekanda yapılan çalıştayın ertesinde bir günü de Taroudant kentinde geçirdik. Böylece 6 günde 3 az bilinen Fas kentini kısmen ziyaret etme fırsatım oldu, buna karşın Marakeş, Fez gibi Fas'ın önemli kentlerini göremedim. Yine de gördüklerim, yaşadıklarım, tattıklarım öylesine değişik, görkemli ve büyüleyiciydi ki bunların bir kısmını paylaşmak istedim.
Çarşılar: Agadir ve Taroudant'ta iki suk (kapalı çarşı) gezme şansım oldu. Agadir'de yaklaşık 150-200 dükkanlı görece küçük ve modern bir kapalı çarşı vardı, b
üyük bölümü gıda (sebze, meyve, baharat, et ve balık), giysi ve modern ev eşyası dükkanlarından oluşan çarşıda birkaç antikacı da vardı. Gümüş takılar, eski araç-gereçler, kutular, sepetler ve Fas'a özgü çanaklar gördük. En hoş görüntüler yiyecek satan bölümdeydi... Bende renk cümbüşü duygusunu yaratan özellikle iri demetler halinde satılan havuçlar, çaya katılan taze nane demetleri, büyük bal kabakları, baharatçıların ve zeytincilerin tezgahları ve şerbet satan adamdı. Satıcıların çoğu erkek olmakla birlikte yukarıda resmi görülen kına satan kadın gibi bazı tekil kadın satıcılara da rastladık. Çarşıda ilginç görüntülerden biri canlı küçük su kaplumbağalarının, her boydan kara kaplumbağalarının, kurbağa ve kertenkelelerin de satışta olmasıydı. Bunların neden satıldığını, kimin aldığını sorduğumuzda bahçede beslenmek üzere alındığı söylendi. Sepet seven biri için Fas çarşıları bir cennet: her boyda, desende sepetler, küfeler ve deve biçiminde sepet örgüsü nesnelere rastladım.
Baharatçılar her türlü tanıdık kokunun yanı sıra, tanış olmadığım tad ve kokular içeriyordu. Bir baharatçının Berber çayı ikramını kabul edip tezgah arkasına oturduğumuzdan az sonra kendimizi 40 çeşit olduğu söylenen ve ete katılan bir baharat karışımından, yine içinde en az 40 çeşit olan bu kez balığa katılan karışımdan, Berber çayından, zafran (safran) ve ancak gelince ne olduğunu anladığım zencefilden küçük paketler tarttırır bulduk. Baharatçının tavanından sarkan sepetlerden ikisi de çıkarken omzumda asılıydı. Aldıklarımızın parasını öderken adet üzere sıkı pazarlık yapmamıza karşın yine de oldukça fazla para ödediğimiz söylendi Faslı arkadaşlarımız tarafından. Zerdeçal'ı alırken kokusu tanidik geldi ama Curcuma ya da Turmeric dedikleri bu baharatın zerdeçal olduğunu anlamam için geldiğimde kaynaklara bakmam gerekti. Hemen her yemeğe kattıkları zerdeçal'ı ne denli az kullandığımızı düşünüp üzüldüm. Taroudant çarşısı ise çok daha eski ve görkemliydi, kaç kez kaybolduğumu hatırlamıyorum. Daha çok antikacı, halıcı, sepetçi, bıçakçı, derici, gümüşçü gezdik bu çarşıda. Ayrıca Taroudant'ın ünlü deri tabakhanelerini de ziyaret ettik.
Kazbah: Fas mimarisinin en ilginç örneklerinden biri hiç şüphesiz kazbah denilen yerleşimler. Bir aile ya da klana ait olan bu kalemsi yapılar yüksekçe tepelere ya da yamaçlara kurulmuş. İçlerinde çok sayıda taştan örülmüş 2-3 ya da dört katlı evler var. Düz damlı evlerin teraslarından tüm ova izlenebiliyor. Avlular, dar sokaklarla birbirine bağlanıyor. Hayvanlar da evlerin alt katında yaşıyor. Bizim atelye çalışması yaptığımız Kazbah Tizourgane, Agadir'in 100 km güneydoğusunda, Tiznit- Tafroute yolundaydı. İçinde aynı aileden 8-10 hane yaşıyor, ancak evlerin büyük bölümü boştu. Uzun süredir gençlerin yurtdışı ya da büyük kentlerde çalışması nedeniyle bu yapılar terk edilmiş, şimdilerde onarılarak turizme açılmaya başlanmış. Burada argan yağı imalatını gözledik.Argan yağı:

Sadece Fas'ın güneybatısında 700-800.000 hektarlık bir alanda yetişen argan ağaçlarının (Argania spinosa) iri yeşil zeytin büyüklüğündeki meyvelerinden argan yağı denilen, yemeklerde kullanılan bir yağ çıkarılıyor. Zeytin ağaçlarına benzer bu ağaçlar Fas'ın bu bölgesinde görülen hemen tek ağaç. Yağ, bu meyvelerin sert çekirdeklerinin içindeki
bademe benzer iç kısmından elde ediliyor. Çekirdekler kadınlar tarafından tek tek elle kırılıp çıkan iç kısmı kavruluyor ve sonra taşta (eldeğirmeni)
öğütülüyor. Elde edilen koyu sıvı suda yoğurularak posası alınıyor ve kalan posa da hayvan yemi olmak üzere kurutuluyor. Yol boyunca ağaçların bölgede bol olan keçi sürüleri tarafından sevilerek yendiğini, hatta pek çok keçinin yapraklarını yemek için ağaçlar üzerinde olduğunu da gördük. Argan yağının imalatını izlerken, bu yağın hem çok yararlı, besleyici olduğunu hem de ilaç ve kozmetik kullanımları olduğunu öğrendik. Ancak uzun işlemler gerektirdiği için üretimi azalan, hatta tamamen duran bu yağ şimdi yeni oluşturulan kadın kooperatifleri tarafından ihraç edilmek üzere üretilmeye başlanmış. Bu konuda daha fazla bilgi için şu sayfaya bakılabilir: http://www.sofadisargan.com/En/Aceite%20de%20Argan.htmlOrta Anadolu'da bir zamanlar yemeklerde kullanılan, keten tohumu (zeyrek), hardal ve ızgından elde edilen beziryağının da benzer şekilde 1970'lerde üretimi durdu, umarız bu besleyici ve aynı zamanda tıbbi yağ bizde de yeniden üretilmeye başlar, atıl durumdaki bezirhanelerin son örnekleri de böylece işleve kavuşur.
Sepetçilik: Yakarıda çarşılar bölümünde Agadir çarşısında gördüğüm sepetlerden söz etmiştim, ancak Taroudant yolunda gördüğüm sepetçiler bugüne dek görmediğim nice ürünü ve yapılışını görme fırsatı verdi. Kamış, saz ve muhtemelen söğütten hasırlar, sepetler, kovanlar, perdeler ve iskemlelerin yanı sıra evlerin avlularında ya da bahçe ve tarlalarda kullanmak üzere küçük k
ulübeler de örmekteydiler.
Çarşamba, Haziran 14, 2006

Buldan-Denizli'de EARTH atelyesi
3-6 Mayıs 2006
EARTH (Early Agricultural Remnants and Technical Heritage) Projesi çerçevesinde Türkiye dahil 13 ülkeden 22 bilim insanının katıldığı bir atelye (workshop) çalışması Mayıs başında Buldan'da gerçekleştirildi.
Çalışma konusu: tarım topluluklarında yabani bitki kullanımı idi. Konuklar Sarayköy'de Başoğlan Umut Termal Otel'de ağırlandı. Atelye sırasında Buldan pazarı ve Yayla Gölü çevresi köyleri gezilerek tarımsal çalışmalar izlendi, doğadan bitki toplanması konusunda bilgi alındı, toplanan bitkiler ve sunulan yerel yemekler tadıldı. Buldan çarşısındaki Ağam Restoran ve Yayla Gölü'ndeki Cafer Baba konuklara çağla dövmesinden otlu pideye, balcan-soğan'dan tahinli pideye ve saç tavadan dürüme dek her türlü yerel lezzeti güleryüzle sundular.

3 günlük atelye çalışması Buldan Halk Kütüphanesinde toplam 4 oturum olarak yapıldı ve 16 bildiri tartışıldı. European Science Foundation (ESF) tarafından desteklenen atelye çalışması sırasında Buldan Kaymakamlığı, Halk Kütüphanesi Müdürlüğü, Buldan Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Ali Tunaboylu Meslek Lisesi desteklerini esirgemedi. Ali Tunaboylu öğrencilerinin, okul müdürü Perihan Ertan yönetiminde Buldan kumaşlarıyla hazırladığı defile, yerel dans gösterisi ve ikram muhteşemdi. Doğal Hayatı Koruma Derneği üyeleri de başta Sait Yalçın, Özcan Durusoy ve Salih Atlamaz olmak üzere atelye çalışmasını baştan sona izlediler, Buldan'i gezdirdiler ve her türlü organizasyonda aktif rol aldılar. Cuma günü Denizli Mantar restoranda yenilen öğle yemeğinden sonra Pamukkale ve Hierapolis gezisi ile program tamamlandı.

SUNUMLAR:
3 Mayıs 2006, Çarşamba Halk Kütüphanesi
1. OTURUM: 10:30-12:30
Füsun ERTUĞ ve Leonor PEÑA-CHOCARRO: Açılış, Hoşgeldin konuşması ve genel tartışma konuları sunumu
Konuşmacılar :
ERTUĞ, Füsun
The factors affecting the continuity of gathering: The case of Buldan (Denizli-Turkey)
PALMER, Carol
Wild Plant Foods in the Southern Levant HAJNALOVÁ, Mária
Wild plants for food and medicine: differences between the use of wild plants by Slovak and German minorities living in the central Hungary
CRUZ GARCÍA, Gisella
Children’s knowledge and valuation of wild food plants: an educational programme with tribal and non-tribal children in Wayanad, Western Ghats, India
SELLEGER, Camille
The exploitation of wild resources in the Dogon country (Mali, West Africa)
2. Oturum: 14:00-17:00 Arkeolojik örnekler
POLLMANN Britta, and Stefanie JACOMET
Availability and storage of gathered plants, timing and areas of collection, as well as their role in maintaining the stability of the agricultural system: Some examples from Neolithic lakeshore settlements North of the Alps (ca. 4300-2500 BC)
CHEVALIER, Alexandre
Wild plants in prehistoric archaeological context: assessing their meaning
SCOTT- CUMMINGS, Linda
Minor Crops: Constancy and Nutrition
MORALES, Jacob
The role of wild plants foods in the pre-Hispanic occupation of the Canary Islands: evidence from archaeobotanical, ethnohistorical and ethnographical sources
PEÑA-CHOCARRO, Leonor and Lydia ZAPATA
Human use of acorns in Northern Iberia: archaeological end ethnographic data
PREISS, Sidonie, and Julian WIETHOLD
The use of wild plants in medieval and early modern North western Europe, based on archaeobotanical finds and written sources
4 Mayıs 2006 Perşembe – Buldan Halk Kütüphanesi
3. Oturum: 15:00- 17:00 Etnoarkeoloji- tarih
ANDERSON, Patricia C.
An ethnoarchaeological view of the uses of a special wild grass in Northern Tunisia
BOUBY, Laurent
The role of wild trees and shrubs in the cultivation of fruit trees during medieval times: an interdisciplinary approach.
DÖNMEZ, ALİ A.
Grafting applications in Anatolia
MAI, Bui Ti
The manufacture of oil of mastic tree (Pistacia lentiscus- Anacardiaceae) ROTTOLI, Mauro
Vegetables soups coming from the past
GRIFFIN-KREMER, Cozette
'A neighbourly interest' in furze (Ulex) and nettles (Urtica) in the BritishIsles
5 Mayıs 2006, Cuma -- Buldan Halk Kütüphanesi
4. Oturum: 9:00- 12:00 Tartışmalar ve kapanış
Pazartesi, Mayıs 15, 2006
1) Contemporary Plant Gathering in Central Anatolia: An Ethnoarchaeological and Ethnobotanical Study. IVth Plant Life in Southwest Asia Symposium, 21-28 Mayıs 1995, İzmir.
2) Plant Gathering as a part of Women's Knowledge. 18th Mediterranean Conference, IRCICA, 11 Temmuz 1996, İstanbul.
3) Women as Gatherers of Wild Food Plants. Forum 97: Conservation and Development Forumu, 16-21Kasim 1997, İstanbul.
4) Useful Plants of the Past and the Present. British Institute of Archaeology at Ankara, Research Seminar, 15 Nisan 1998, Ankara.
5) Uslu Köy Çömlekçiliği (Pottery tradition of Uslu Village). Fransız Anadolu Arastırmaları Enstitüsü, Atelier "Methodes D'Analyses en Archéologie: Céramiques et Sociérés II", 26 Ocak 1999, İstanbul.
6) Bodrum'un Yararlı Bitkileri, Atatürk İlköğretim Okulu, 22 Nisan 2000, Dünya Günü Etkinlikleri, Bodrum-Muğla.
7) Bodrum'un Yararlı Bitkileri, Ilıcak İlköğretim Okulu, 30 Nisan 2001, Gündoğan- Bodrum.
8) Aksaray ve Bodrum'da Etnobotanik Çalısmalar. Anadolu Üniversitesi, Tibbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma Merkezi Semineri, 14 Şubat 2002, Eskişehir.
9) Tarım Topluluklarında Yabani Bitki Toplamacılığı, Fransız Anadolu Arastırmaları Enstitüsü, Atelier "Methodes D'Analyses en Archéologie: Programme 2002", 26 �?ubat 2002, İstanbul.
10) Bodrum Yöresi Halk Tıbbında Yararlanılan Bitkiler, XIV. Bitkisel İlaç Hammaddeleri Toplantısı, Anadolu Üniversitesi, 29-31 Mayıs 2002, Eskişehir.
11) Wild Edible Plants of the Bodrum Area (Muğla, Turkey), VIth Plant Life of Southwest Asia Symposium, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 10-14 Haziran 2002, Van.
12) Buldan'da Yararlı Bitkiler Araştırması, Ahmet Tuncay İlköğretim Okulu, 23.10. 2002, Buldan-Denizli.
13) Buldan Yararlı Bitki Araştırmaları, Ali Tunaboylu Anadolu Lisesi, 24.10.2002, Buldan- Denizli.
14) Anadolu'da Etnobotanik Araştırmaları, Yeditepe Üniversitesi, Antropoloji Kollokyumu, 25 Kasım 2002, İstanbul.
15) TÜBA-TÜKSEK ve Bir Kültür Değeri olarak Etnobotanik, 3. Buldan Dokuma, Kültür ve El Sanatları Festivali, 6-8 Haziran 2003, Buldan- Denizli.
16) Buldan 2002 Yılı Etnobotanik Araştırmaları, TÜBA- TÜKSEK 2002 Çalışma Sonuçları Toplantısı, TÜBA İstanbul Ofisi, 21 Haziran 2003, İstanbul.
17) TÜBA-TÜKSEK Etnobotanik Atelyesi Sunumu-Alan Araştırma Yöntemleri, 15 Mayıs 2004, TÜBA İstanbul Ofisi, İstanbul.
18) Buldan' da Halk Tıbbı Uygulamaları, İstanbul Üniversitesi Geleneksel Halk İlaçları Araştırma Merkezi, 03 Aralık 2004 Eczacılık Fakültesi İstanbul.
19) Geçmişten Günümüze Ege-Akdeniz Kültüründe Doğadan Gıda olarak Yararlanma, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Salı Toplantıları, 4.01.2005, Sermet Çifter Salonu, İstanbul.
20) Geçmiş Dönemlerde Bitki Kullanımı: Araştırma Yöntemleri, Örnek Veriler, İstanbul Teknik Üniversitesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Pazartesi seminerleri, 18.04.2005, İstanbul.
21) Botanik Bahçelerinde Bitkisel Malzeme Koleksiyonları: Kültüral ve Biyolojik Miras Açısından Önemi, I. Ulusal Botanik Bahçeleri Sempozyumu, 26-27 Mayıs 2005, Ege Üniversitesi, İzmir.
22) The factors affecting the continuity of gathering: The case of Buldan (Denizli-Turkey), EARTH Buldan 2.nd Workshop of Team 1, 3-5 Mayıs 2006, Buldan-Denizli.
23) Current Challenges and Issues Related to Ethnobotany, folk knowledge and Cultural Heritage in Turkey, Christensen Fund Yöneticilerine Sunum, 22 Ağustos 2006, Arcadia Oteli, İstanbul.
24) Etnobotanik Atelye sunumu, TÜBA İstanbul Ofisi 6 Ekim 2006, İTÜ, İstanbul.
25) Doğa Tarihi Müzesi’nde Kültür Tarihi’ne Yeraçmak: Arkeobotanik, Arkeozooloji ve Etnobotanik Koleksiyonlarının Yeri, 2. Ulusal Doğa Tarihi Kongresi, 3-4 Kasım 2006, Ankara.
26) Geçmiş dönemlerde bitki kullanımı : araştırma yöntemleri, örnek veriler, İstanbul Üniversitesi Prehistorya ABD. Etnoarkeoloji Dersi Seminer, 11 Nisan 2007.
27) Geleneksel tatlardan profesyonel mutfaklara, Geleneksel Lezzetler Şenliği
24-27 Mayıs 2007, Sivas.
28) Kültür Mirası Olarak Etnobotanik, Antalya Kent Müzesi Projesi, 18 Eylül 2007, Akdeniz Üniversitesi, Antalya.
29) Muğla Meyve Mirası Projesi sunumu, UNDP-GEF-SGP Komite toplantısı, 18 Ekim 2007, Ankara.
30) Muğla’nın Yerli Meyve Mirası, Organik Tarım Kongresi, Bahçeşehir üniversitesi, 19-20 Ekim 2007, İstanbul.
31) Etnobotanik miras kavramı ve bu mirasın kent müzelerinde sunulması, Antalya’nın Doğası Atölyesi, Antalya Kent Müzesi Projesi Hazırlık Atölyeleri: 3, 9 Şubat 2008, Antalya.
32) Bodrum Etnobotanik Mirası ve Meyve Mirası, TMMOB Bodrum Yarımadasının Çevresel ve Yapısal Geleceği Sempozyumu, 6-9 Mart 2008, Bodrum-Muğla.
33) Muğla ili Meyve Biyoçeşitliliği, TAGEM Doğal Kaynaklar ve Çevre Program Değerlendirme Toplantısı 2008, 10-14 Mart 2008, Antalya.
34) Anadolu'da Geçmişten Bugüne Baklagiller, I. Leguminosae Çalıştayı, 11-13 Nisan 2008, Şanlıurfa.
35) Muğla İli Meyve Biyoçeşitliliği, Biyolojik Çeşitlilik ve Tarım Paneli, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü, 22 Mayıs 2008, Ankara.
Cumartesi, Nisan 01, 2006
Etnobotanik Nedir? Etnobotanik, kısaca insan-bitki ilişkilerinin incelenmesi olarak tanımlanabilir. İlişki deyince elbet bu işin içine karşılıklı kullanım, etkileşim, üretim ve tüketim girmektedir. Binlerce onbinlerce değil, yüz binlerce, hatta milyonlarca yıldır bitkilerden yararlanıyoruz. Biz onları kullanıyoruz, bitkiler de bizi... etkileşim karşılıklı... biz yeni kullanımlar bulup, bitkileri bu amaçla toplayıp tüketmeye başlıyoruz, onlar buna yanıt olarak mutasyona uğruyor, yeni etkin maddeler geliştiriyor, tadlarını, biçimlerini, renklerini, boyutlarını değiştiriyor, dikenler büyütüyor, ya da tükeniyor...
Bize gerekli olduğunu düşündüklerimizi üretiyoruz, onları üretime alıp çoğaltmak için toprağı sürüp hazırlamak, diğer bitkilerden arındırmak, sulamak için emek harcıyoruz. Bu hazırladığımız alanlara, bitki tohumlarını, fidelerini ekerek, bakımlarını yaparak, onları zararlılardan koruyarak bir türün çoğalmasına hizmet ediyoruz. Buna karşılık onlar da ürünlerini, meyvelerini, yapraklarını, tohumlarını, yumrularını bize gıda, ilaç, lif, yakacak, yem, kap-kacak, barınak ve benzeri hammaddeler olarak sunuyor... soluduğumuz oksijeni bile borçlu olduğumuz bitkiler, güzellikleriyle, kokularıyla da bizi etkiliyorlar: bahçelerimizi parklarımızı onlarla süslüyor, sanatta, müzikte, yazılı kültürde onlardan çok değişik şekillerde yararlanıyor, etkileniyoruz. İşimize yaramadığı, hatta zarar verdiği düşünülen arsız otları tüketmek için de insanoğlu pek çok araştırma yapıyor, para ve emek harcıyor.
Bu arada henüz etkin maddelerini ya da olası kullanımlarını bilmediğimiz ya da bir zamanlar belki bazı gruplar tarafından kullanıldığı halde kayıtları tutulmamış yüzlerce-binlerce bitkinin nesli, bizim doğada bilinçsizce bıraktığımız ayak izleri sayesinde tükeniyor. Hızlı nüfus artış hayvan ve bitki türlerinin sayısını dramatik bir biçimde azaltıyor. Harvard Üniversitesi biyologlarından Edward Wilson’a göre her yıl yağmur ormanlarındaki 27.000 tür yok oluyor. Saat başı üç tür demektir bu! Doğa koruma ve bio-çeşitlilik çalışmaları ile etnobotanik çalışmaları birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Zira kırsal kesimde bitkilerle sürekli ilişkide bulunan insanların bu konudaki bilgi dağarcıkları halen vazgeçilmez önemdedir.
İnsanlığın uzun tarihinde tarım, görece olarak yeni bir olgudur ve kullanılan tüm bitkilerin sadece küçük bir bölümü ekilip biçilmektedir. Dünya yüzünde bilinen tüm yüksek bitki sayısı farklı kıstaslara göre değerlendirildiğinde 250.000 ile 750.000 arasında bir sayı verilmektedir. Bunların sadece 3000'inin yenebilen bitkiler olduğu, buna karşılık 200'ünün tarıma alınmış olduğunu bilmek bu konuda bir fikir verebilir. İnsanlar, özellikle kırsal kesimde, halen pek çok yabani bitkiden yararlanmayı sürdürmektedir.
Geçmişte bitkilerin çok daha önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Tarihi bilgilerimizi yokladığımızda pek çok keşfin, örneğin Amerika kıtasının keşfinin bile Marko Polo’nun 13. yy.da gözlemlediği ‘Baharat Adalarına’ ulaşmak için yapıldığını görürüz. Bitkilerden bazıları bir kıtadan diğerine taşınmış, kimisi ulusların kaderini belirlemiş, mutfak kültürlerini değiştirmiş, beslenmelerini, ısınmalarını, bulaşıcı ölümcül hastalıklardan korunmalarını sağlamıştır.
Her ne kadar bugünkü modern yaşamda, kullandığımız bitkilerin kökeni ve varlıkları çok önemli gibi görünmese de bitki ürünleri petrol kadar stratejik bir önemdedir. Gelecekte fosil yakıtlar azaldığında bu önemleri daha da artacaktır. Bugünkü dünya ekonomisinde buğday, pirinç, kauçuk, tütün, haşhaş, kinin gibi gıda, endüstri ve ilaç ürünlerinin ne kadar yer tuttuğunu düşündüğümüzde bu önemi yeniden anımsarız.
Biz burada etnobotaniğin ne olup ne olmadığını tartışırken pek çok uzman bitkileri topluyor, araştırıyor, genetik değişim çalışmaları yapıyor, etkin maddelerini taklid ediyor, sentetiklerini üretiyor. Bunlardan bazılarını yiyor, bazılarını giysi olarak giyiyor, bazılarını uyuşturucu olarak kullanıp bağımlılıklar geliştiriyoruz. Onları sadece gündelik yaşamımızda gıda, ilaç, yakacak gibi maddi ögeler olarak kullanmakla kalmıyor, onlara içinde olduğumuz kültüre, dine ya da dünya görüşüne bağlı çeşitli anlamlar, tinsel değerler yüklüyoruz. Bazılarının uğur, bazılarının bereket getirdiğine, bazılarının nazardan koruyucu olduğuna inanıyor, büyülerde, tütsülerde, nazarlıklarda ya da sevgimizi ifade için kullanıyoruz.
Her kültür, çevresinde bulduğu, yetiştirdiği ya da takas yoluyla sağladığı bitkileri kendi kültürü çerçevesinde kullanıyor. Bir bitkinin o çevrede yaşayan insanlar tarafından kullanılıp kullanılmayacağını neler belirliyor? Örneğin yenilebilen, tadı güzel olan, bir toplumda çok sevilen bir ot, bir başka yerde yine çok bulunabildiği halde yenmiyor. Neden? Bir yörede ilaç olarak toplanan bir bitkiyi, diğer bir yerde neden kimse kullanmıyor? Bu soruların yanıtlarını belki kimse tam olarak bilmiyor, zira kültür çok karmaşık bir olgu, pek çok parametresi var. Ancak bir kültürü oluşturan ögeleri, tatları, kültürel değerleri, onların o bitkiye yüklediği anlamları anladığımızda bazı soruların o bölge için yanıtlarını bulabiliriz.
Anna Lewington 2003’te yayımlanan Plants for People kitabında şöyle diyor: “Sadece yaşamımızı destekleyen pek çok şeyin kökeni konusunda değil, bunları sağlayan insanlar ve çevreler konusunda da ne denli duyarsız olduğumuzu da bu alandaki çalışmalar sırasında fark ettim. Özellikle bitkilerin endüstriyel kullanımlarının çevre üzerindeki yansıması ve geleneksel olarak tarımı yapılanlar dahil bir çok canlı türü üzerinde (bitki ve hayvan) giderek artan tehdit kaygı verici. Ancak her şeyin ötesinde insanlar için kaygılıyım: dünya yüzündeki milyonlarca insan için... Emeğinden yararlandığımız, topraklarını ellerinden aldığımız, sağlıklarını etkilediğimiz, bilgilerini talan ettiğimiz ve bitkisel kaynakları doymak bilmez şekilde tüketerek yaşamlarını kısıtladığımız insanlar için. Kitlesel olarak üretilen bitkisel ürünlerin tüketicileri olarak, genellikle istemeden neden olduğumuz ve bilinçsizce sürdürdüğümüz, sosyal ve çevresel bağlamdaki “ayak izlerimize” ilişkin verileri ortaya koymaya çalıştım. Örneğin, Kosta Rika’ da muz üreticilerinin tarımsal kimyasallar yüzünden zehirlenmeleri ya da Endonezya yağmur ormanlarının büyük bölümünün ucuz margarin ve sabun imalinde kullanılan Afrika yağ palmiyesi üretimi için tahribi, bu ürünleri aldığımızda verilen fişlere yazılmayan bedellerdir.”
Anna Lewington’un kaygılarına katılıyorum. Bilimsel bir çalışma yaparken sadece öğrendiklerimizi kaydetmek ve yazıya dökmek, yayına dönüştürmekle yetinmememiz gerektiğini, bu bilgileri öğrendiğimiz kişilere karşı da sorumluluklarımız olduğunu, öncelikle bu bilginin onların bilgisi olduğunu ve bizim görevimizin bu bilgiyi onlar adına yazıya dönüştürmek olduğunu unutmamanızı söyleyeceğim. Bir biçimde daha çok kişinin bu bilgiden yararlanması, ancak bu yararlanmada onları öğrendiğimiz kişilerin önceliğinin unutulmaması, onlarla tüm sonuçları paylaşmamız gerekir. Sıradan bir tüketici olarak da daha dikkatli ve duyarlı olmamız gerektiğini öğretiyor bu çalışmalar. Hem çevreye, hem bitkilere, hem de onlardan yararlanan ve yararlanacak bugünkü ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerek.
Etnobotanik çalışmalar, son yıllarda giderek önem kazanan disiplinler- arası dallardan biri. Antropoloji, insan kültürlerinin her alanını kapsadığından bitki-insan ilişkilerinin irdelenmesi de antropolojinin alanına giren konulardan. Ancak bu alan, sadece antropologların değil, botanikçi, eczacı, arkeolog, genetikçi, çevre bilimci ve bitki kimyası ile ilgili çalışanların da ilgi alanındadır. Her uzman kendi yöntemleriyle, ancak diğer bilim dallarından uzmanlarla ortaklaşa çalışarak, bu ilişkinin farklı boyutlarını ortaya çıkarabilir. Bir etnobotanik çalışmada ideal olan da tüm bu uzmanlarla ve halkla iyi bir iletişim içinde olmaktır.
Halkın binlerce yıldır kullandığı tüm yabani bitkilerle tarıma alınmış bitkilere ait bilgiler, bunların toplanma ve işlenme teknikleri etnobotanik kapsamına girmektedir. Ülkemizde etnobotanik çalışmaları, özellikle tıbbi bitkiler alanında yoğunlaşmıştır. Bu alanda oldukça çok sayıda çalışma yapılmış olmakla birlikte yine de alan çalışmalarında her gün yeni yeni tıbbi bitkiler saptanabilmektedir.
Kırsal kesimde yabani ot, kök, meyve ve mantarların gıda olarak yoğun olarak kullanıldığını biliyoruz. Birkaç yıl önce yaptığım bir kaynak taramasında kendi bulduklarım da dahil olmak üzere 1000'e yakın bitkinin ülkemizde gıda olarak kullanıldığını gördüm. Yaprakları, kökleri, yumruları, sapları yenenler kadar içilenler –çay ve salep bitkileri-, sakız ve tadımlık yenen çiçekler ve bitki olmamakla birlikte yenen yabani mantar türleri de bu sayıya dahildi. Ancak bu liste sanırım pek çok eksik içermektedir ve bu alandaki çalışmalar arttığında belki 2000'e yükselecektir. Ayrıca gıda olarak kullanılan bitkilerle tıbbi kullanımları olanlar arasında büyük bir örtüşme vardır. Halkın “şifalıdır, her derde devadır, yılda en az bir kez yemelidir” diyerek, binlerce yıllık bir deneyimle yemeyi sürdürdüğü bu bitkiler grubu özellikle incelenmeye değer. Yenen bitkilerle ilgili tarama yaparken, halk tıbbı araştırmalarında Ebegümeci/ Malva, Isırgan / Urtica gibi bitkilerin tıbbi bitkiler arasında sayılarak, ‘dahilen' kullanıldığı belirtilmekteydi: yani gıda olarak tükettiğini söylüyor halk! Bu tür bitkiler, özellikle belli rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanıldığı gibi, bugün antioksidan denilen hastalıklardan koruyucu, bağışıklık sistemini geliştirici amaçlarla da kullanılmaktaydı. Bugün bu bilgileri yeniden keşfediyoruz.
Gıda ve ilaç en önemli iki temel kullanım alanı olsa da, bunlar dışında da halkın yakacak, hayvanları için yem ve inşaattan el sanatlarına, biyolojik mücadeleden sosyal kullanımlara dek çeşitli alanlarda bitkilerden yararlandığını, bu konuda büyük bir bilgi birikimine sahip olduklarını da bilmekteyiz. Yem ve yakacak olarak hangi bitkilerin kullanıldığını, toplandığını bilmek birçok açıdan önemlidir. Örneğin bunlar bilinmeden, bir yörede hangi bitkilere talep olduğunu araştırmadan yapılan erozyon ya da ağaçlandırma çalışmaları başarısız olmaya, yerel halkın kaynaklarını yok etmeye ya da ekilen bitkilerin de yem ya da yakacak olarak tüketilmesine neden olacaktır.
El sanatlarında bitki kullanımı konusunda kırsal kesimde büyük bir erozyon yaşanmaktadır. Dün diyebileceğimiz yakınlıkta bir geçmişe ait gündelik kullanım araç-gereç ve eşyalarını (tarım araçları, sandıklar, hamur tekneleri, hasır, sepet, süpürge gibi nesneleri) bugün artık “etnoğrafik malzemeler” ya da "antika" olarak değerlendirmekteyiz. Kırsal kesimde kullanımları ve üretimleri durmuş ya da son demlerinde olan bu ürünlere rastlamak giderek zorlaşmakta, iyi durumda olanlar antika haline gelmekte, dekor olarak kullanılmaktadır. Basit araç-gereçler, hasırlar, takunyalar, sepetler, zembiller de atılmakta, yakılmaktadır. Müzelerimizde bu tür ürünlerin ancak en görkemli örnekleri, o da hangi bitkiden ve nasıl üretilmiş olduğuna dair en ufak bir bilgi olmaksızın sergilenmektedir. Bitkilerden yararlanmanın en estetik örnekleri olan el sanatları, kaydedilmeden, derlenmeden yok olmanın eşiğindedir ve en önemlisi bunların işlenme ve yapım teknikleri de unutulmaktadır.
Yerel tarım ürünleri, binlerce yıldır çeşitli hastalıklara dayanıklılık geliştirmiş, kıraç ya da kireçli toprağa uyum sağlamış varyeteler, farklı tat ve kokuda ürünler, verimi az, değişik yerel meyve ağaçları, sebzeler ve bunların yerel yetiştirme yöntemleri, yerel reçeteler ve hazırlanma biçimleri de etnobotanik araştırmalarının önemli bir dalıdır. Tahılların yabani ataları ve yerel tarım ürünlerinin genetik çeşitliliğini korumak için bu alanda çalışılması ve mümkünse Menemen Gen Bankası gibi bir kuruluşla işbirliği içinde uzun vadeli korumaya yönelik çalışmalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Anadolu'nun bitki zenginliğinin ve pek çok kültüre ev sahipliği etmiş olmasının getirdiği bu kültürel zenginlik, botanikçiler, beslenme uzmanları, ekonomi uzmanları, arkeologlar ve genetikçiler tarafından şimdiye dek oldukça az araştırılmıştır. Yapılan araştırmalar da ne yazık ki birçok yönden doyurucu olmaktan uzaktır ve belirli bir merkezde değerlendirilmediği için dağınık, zor ulaşılan yayınlar halinde kalmışlardır. Bu açığı kapatmanın en iyi yollarından biri farklı disiplinlerden uzmanların katılacağı yerel etnobotanik çalışmalar olarak görülmektedir.
Türkiye 12.000 civarında tohumlu bitki taksonu ile dünyanın en zengin bitki potansiyeline sahip ülkelerinden biridir ve bu sayının üçte biri endemik türlere aittir. Ancak ne endemik bitkilerimizin ne de diğer doğal bitkilerimizden kaçının yararlı olduğu, ne tür kullanımları bulunduğu bilinmemekte, böylece büyük bir ekonomik potansiyel kaynak da heba edilmektedir. Ülkemiz botanikçileri ve arkeologları benzer misyonları paylaşmaktadır. Gerek botanikçiler, gerekse arkeologlar ülkemiz topraklarında varolan büyük doğal ve kültürel zenginliği belgelemeye, araştırmaya, tahrip olmasını önlemeye çalışmaktalar.
Bir arkeolog olarak halkın bitkilere ilişkin bilgisini saptamakla arkeolojik verilerin yorumlanmasına katkıda bulunmak üzere 10 yıl önce bu alanda çalışmaya başladım. Zira, kazı yapılan bölgede gerçekleştirilen bir etnobotanik araştırması, o kazıda ortaya çıkarılan bitkilerin tür düzeyinde tanımlamasına katkı sağlayacağı gibi çevredeki faydalı bitkilerin nasıl kullanıldığına ilişkin yorum olanaklarını arttırır; bitkilerin işlenme tekniklerine ve bu işte kullanılan araç-gereçlere ilişkin bilgiler derlenir ve geçim ekonomisinde cinsiyete göre işbölümü ve mevsimsel etkinlik takvimi ile yeni yorumlara olanak sağlar.
Türkiye'de 3000'i aşkın endemik bitkinin varlığı ve kültürel birikimin zenginliği düşünüldüğünde etnobotanik çalışmaların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer bu çalışmalar hızla sürdürülemezse neyi kaybettiğimizi bile bilmeden bu bilgiler yok olacaktır. Bilgilerin de endemik olduğunu ve çoğu endemik bitkilerden daha da kısa ömürlü ve korunmaya muhtaç olduğunu unutmayalım.
Pazartesi, Mart 20, 2006
1) Plants, Women and Life in a Central Anatolian Village. Washington Üniversitesi, 17 Kasım 1995, St. Louis, ABD.
2) Pounders and Grinders in a Modern Central Anatolian Village. Round Table, 30 Kasım - 2 Aralık 1995, Clermont-Ferrand, Fransa.
3) The Tradition of Wild Plant Gathering in an Anatolian Village. Society for American Archaeology Kongresi, Ethnoarchaeology of Subsistence and Socioeconomic Systems Workshop, 11 Nisan 1996, New Orleans, ABD.
4) Plant Gathering in Anatolia. Plants for Food and Medicine Konferansi, Society of Economic Botany Toplantisi, Imperial College, 2 Haziran 1996, Londra, İngiltere.
5) Wild Plants for Food and Medicine (Poster Presentation). International Conference on Medicinal Plants: Utilization, Trade and Cultural Traditions. 16-19 Subat 1988, Bangalore, Hindistan.
6) The Ethnobotany of Roots and Tubers in Central Turkey. 11th Symposium of the International Work Group for Palaeoethnobotany. 18-23 Mayıs 1999, Toulouse, Fransa.
7) Plants used in domestic handicrafts in Central Turkey. The Society for Economic Botany Annual Meeting 1998, 13-17 Temmuz 1998, Aarhus, Danimarka.
8) Some Ethnoarchaeological Observations from Turkey Concerning Use-Wear Analysis, Semenov Symposium, St. Petersburg 31 Ocak-4 Subat 2000, St.Petersburg, Rusya.
9) An Ethnobotanical Research in Friday Markets of Bodrum (Muğla, Turkey), Third International Congress of Ethnobotany, 22-30 Eylül, 2001, Napoli, İtalya.
10) Various Aspects of Wild Plant Gathering in Agricultural Societies: Two case studies from Anatolia. EARTH- Early Agricultural Remnants and Technical Heritage Workshop: Agricultural Practice in its Environmental and Cultural Context. 24-28 Kasim 2001, St. Martin de Vesubie, Nice, Fransa.
11) Plant Gathering Tradition in Rural Areas of Turkey and Iran, The First International Conference on the Ancient Cultural Relations between Iran and Western Asia, 16-18 Ağustos 2003, Tahran, İran.
12) Wild Food Plants of the Past and Present, 3rd International Symposium on Mediterranean Food, 26-28 Şubat 2004, European Institute of the Mediterranean (IEMed), Barcelona, İspanya.
13) Wild Food Plants: Supplements of Routine Diets or Famine Foods?, Ninth International Congress of the International Society of Ethnobiology, 12-18 Haziran 2004, University of Kent, Canterbury, İngiltere.
14) Ertuğ, F. ve İhsan Çalış "Indispensable Partners- an overview on ethnobotanical and pharmacognostic research in Turkey, XIth OPTIMA Meeting, 5-11 Eylül 2004, Belgrat, Sırbistan.
15) The Continuity of Gathering Wild Plant Foods and Taste, EARTH Meeting First Plenary Workshop, 11-13 Mart 2005, Glasgow, İskoçya.
16) Rise and Fall of an Integrated Economy: Linseed Oil Production of Cappadocia-Central Anatolia, EARTH Team 1 Workshop, 3-5 Haziran 2005, Asturias, Spain.
17) Some thoughts on the main crops, minor crops and wild plants, EARTH Plenary Meeting, 2-6 Şubat 2006, Leiden, Hollanda.
18) Women's "silent persistence", networks and roles in transmitting knowledge. EARTH second workshop of Team2, 26-28 Mayıs 2006, Tafroute, Fas.
19) Storage in Anatolia, EARTH Project Plenary Meeting, Granada, 9-11 Şubat 2007, Granada, İspanya.
20) Contemporary wild plant use (Chapter 10 presentation of Team Book 1) in EARTH 3rd Group Meeting: “Understanding local diversity”, 5-9 Temmuz, Brig, İsviçre.
Pazar, Ocak 08, 2006

ANADOLU SEPET, HASIR VE ÖRME MALZEMELERİ
SERGİ TASARIMI / AÇIK ÇAĞRI
Sepetçilik ve hasırcılık tüm dünyada olduğu gibi Anadolu’da da en eski el sanatlarından biri ve en hızla kaybolan, yapımı unutulanlardan. Oysa her yörede çok çeşitli bitkilerden, farklı örme teknikleriyle oluşturulmuş sepetler, tezgireler, küfeler, seleler ve zembiller ürün toplama, saklama, taşıma, kimi zaman ölçme kimi zaman sunma kabı gibi pek çok işlevler üstlenmiş; hasırlar bir dönemin en temel taban ve tavan örtüsü, çit, rüzgar perdesi olmuş. Otsu bitkilerden ve dallardan balık sepetleri, kuş kafesleri, terazi kefeleri, hayvan heybeleri (çatma), namazlıklar, şapkalar, şemsiyeler ve benzeri çeşitli ürünler biçimlendirmiş insanlar. Kimilerini boyamış ya da farklı malzemeler ekleyerek bezemiş, desenlerle süslemişler. Kimi zaman evlerini, zahire ambarlarını, hayvan barınaklarını, kovanlarını, kağnı arabalarının çetenlerini de dallardan örerek yapmışlar. Yerleşik köyler kadar göçer gruplarının da yaygın olarak kullandığı, her biri el emeği olan bu el sanatlarından bugüne ne kaldı? Bu evlerin, barınakların, ambarların bugüne belki birkaç resmi kaldı, daha düne dek kullandığımız sepetler yerini plastik olanlarına bıraktı ve hasırlar da yolluklarla yer değiştirdi.
Ağustos 2005’te İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen IV.Uluslararası Etnobotanik Kongresi çerçevesinde İtalyan meslektaşım Dr. Dario Novellino ile birlikte gerçekleştirdiğimiz ve 11 ülkeden 50 sepet ve örgü malzemenin sergilendiği “Dünya Sepetleri Sergisi” bu konuda yeniden düşünmemizi sağladı (http://www.iceb2005.com/topics.html). Bu el sanatlarının sosyal ve ekonomik önemi Kongrede bir panelin de konusu oldu. Bu panele katılan bildiri ve posterler ile sergi katalogu Bildiriler kitabında (Proceedings of the IVth International Congress) yayımlanacak. Yayının 2006 sonbaharında tamamlanması bekleniyor. Sergide Türkiye’den Aksaray, Aydın, Bodrum, Buldan ve Mardin’den gelen örnekler sergilendi. Yurtdışından sepet ve örme malzemeleri getirenlerin bir bölümü bunları Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde oluşturulması düşünülen bitkisel malzeme koleksiyonuna bağış olarak bıraktı.
Bu sergi için malzeme toplarken yayınlara da baktım ve Anadolu’da sepet ve hasır yapımına ilişkin ne kadar az yayın olduğunu, her yörede yaygın olarak yapılmasına, zengin bir hammadde ve teknik çeşitliliği içermesine karşın adeta el sanatı olarak bile değerlendirilmeyen bu malzemelerin hiç bir koleksiyonunun da müzelerimizde bulunmadığını üzülerek gördüm. Bugün için sadece bir fikir, ancak ilerde bir sergiye, kataloğa, koleksiyona dönüşebilecek bir fikir olarak elinde bu tür malzeme olanların bu malzemenin bir fotoğrafını ve varsa bilgisini (yerel adı, hangi bitkiden/ bitkilerden yapıldığı, kullanım amacı, bulunduğu yer, alındığı yöre, yapan kişi) yollamasını rica ediyorum. Düzenlenen serginin broşürünü ve sergiden bir iki görüntüyü de bir fikir vermesi için ekliyorum.

KIZILKAYA-AKSARAY ÇALIŞMASI 1994-1995
1994-95 yıllarında Orta Anadolu'da Melendiz Ovası'nda Melendiz Irmağı kıyısında yer alan Kızılkaya köyünde 18 ay süresince alan araştırması gerçekleştirildi. Kızılkaya, Aksaray' ın 25 km güneydoğusunda, Aşıklı Höyük olarak adlandırılan ve 1989 yılından başlayarak kazılan tarihöncesi yerleşmenin bir kilometre kuzeyinde yer almaktaydı. 2002'ye dek İstanbul Üniversitesi tarafından sürdürülen kazılarda Aşıklı Höyüğün çanak çömleksiz Neolitik döneme ait bir yerleşme olduğu ve ekonomisinin kısmen tarım, kısmen de avcılık ve toplayıcılığa dayandığını göstermiştir. Bu Neolitik yerleşmenin en ilginç unsurları arasında uzun süreli bir yerleşime işaret eden oldukça iyi korunmuş kerpiç mimarisi ve obsidyen aletleri sayılabilir. Arkeolojik verilerden, bu yerleşmenin çağı için çok geniş, iyi organize olmuş ve olasılıkla aynı zaman diliminde birkaç yüz kişinin birlikte yaşadığı bir köy olduğu anlaşılmaktadır.
Aşıklı yerleşimiyle aynı fiziki çevreyi paylaşan Kızılkaya köyünde geçim ekonomisi araştırmaya değerdi. Bugün Orta Anadolu'nun kıraç, ağaçsız bozkırlarına bakıldığında bu toprakların tarih öncesi bir yerleşim için ne gibi bir çekiciliği olduğunu anlamak zordu. Ancak, çok sayıdaki eski yerleşim yerinin varlığı, çevrenin geçmişte daha farklı olması gerektiğinin de göstergesiydi. Çeşitli paleo-çevre araştırmaları Holosen dönemde iklimin bugünkünden çok da farklı olmadığını ve orijinal step bitki örtüsünün de insan eliyle yapılan tahripleri saymazsak aşağı yukarı aynı olduğunu göstermekteydi. Her ne kadar bugünkü genel görünüm, 9000 yıl öncesinden tamamen farklıysa da, çevreyi yakından incelediğimizde, ağaçların kesilmesinden, meraların aşırı otlatma ile tüketilmesinden ve sayısız hayvan ve bitki türünün yok olmasından önceki döneme ait izler, ipuçları görmek mümkündü. Böylesi bir inceleme, geçmiş fiziki çevrenin yeniden kurgulanmasına yardımcı olacak ipuçlarını da içermekteydi.
300 hane ve yaklaşık 1300 nüfuslu Kızılkaya köyü ekonomisi tahıl ağırlıklı tarım ve kısmen bahçecilik ile küçük ölçekli koyun ve sığır hayvancılığına dayanmaktaydı. Günümüz köy ekonomisi her ne kadar bölgesel, ulusal ve hatta uluslararası sistemlerle ilişkideyse de, doğal kaynakların kullanımında pazar ekonomisi öncesine ait tekniklere ilişkin bilgiler hala canlıydı ve geçmiş ekonomik yapıya ilişkin önemli veriler içermekteydi.
Çalışma ilerledikçe, ot toplayıcılığına ait önemli miktarda malzeme derlendi. Bitkilerin gıda, yakacak ve yem olarak kullanımlarının yanı sıra dokuma ve sepet yapımında, uyuşturucu, yapışkan, süpürge, boyar madde, nazarlık ya da ilaç olarak kullanıldıklarını gözlendi ve belgelendi. Ön çalışmalar, toplayıcılık unsurunun erken Neolitik dönem ekonomisiyle karşılaştırmalar için belki de en uygun ve fakat Anadolu'da henüz hiç çalışılmamış bir alan olduğunu gösterdi. Böylece geleneksel geçim ekonomisini bir bütün olarak incelemenin yanı sıra, araştırmanın ağırlığı toplayıcılık, özellikle bitki toplayıcılığı ve bitki kullanımına kaydı. Ekonominin tarım, hayvancılık, avcılık gibi diğer unsurları, toplayıcılıkla ve birbirleriyle ilişkileri sürekli göz önünde tutularak incelendi.

Köy ekonomisine olabilen en geniş kapsamda bakarak, bu ekonomi içinde ot toplayıcılığının yerini gerek otların besin değeri, gerek mevsimsel özellikleri ve gerekse kaynak kullanımı ile yaşamsal risklere karşı sigorta özellikleriyle değerlendirmeye çalışıldı. Her ne kadar bu bilgileri kesin sayısal değerlere dönüştürmek ve verileri prehistorik ekonominin koşullarına uyarlamak çok zorsa da bu zorlu uğraş umulandan daha verimli sonuçlar verdi. Aksaray çalışmasında 1050-2000m. yükseklikler arasında toplanan 600 kadar bitki örneğinden 340 tür (73 familyada) saptandı, bunların 300 kadarının yerel halk tarafından kullanıldığı belirlenip yerel adları kaydedildi. 100 bitki türünün yendiği, 44'ünün sadece ilaç olarak halk tıbbında kullanıldığı, 170 türün hayvan yemi ve 15 kadar türün yakacak olarak değerlendirildiği öğrenildi. El sanatları ve yağ çıkarımı, nazarlık gibi diğer amaçlarla kullanımlar da kaydedildi. Anadolu'nun bu sınırlı bölgesinde rastlanan bitki bilgisi birikimi, ot toplama geleneğinin önceleri sanılandan daha uzun süreli ve temel bir kültür değeri olduğunu ortaya koydu.
Bu çalışma süresince toplanan Türkiye'nin B5 karesine ait 600'e yakın bitki örneği Gazi Üniversitesi Botanik Bölümünden elemanların özverili çalışmalarıyla tanımlanmıştır. Örneklerin büyük bölümü GAZI Herbaryumu' nda korunmaktadır.
Çalışma, Mayıs 1997'de doktora tezi olarak Washington Üniversitesi'nce (St. Louis,USA) kabul edildi. "An Ethnoarchaeological Study of Subsistence and Plant Gathering in Central Anatolia" (ORTA ANADOLU'NUN GELENEKSEL GEÇİM EKONOMİSİNDE YABANİ BİTKİLERDEN YARARLANMA: ETNOARKEOLOJİK VE ETNOBOTANİK BİR ÇALIŞMA ) adıyla sunulan tez çalışmasının bazı bölümleri makaleler olarak yayımlandı (bakınız yayınlar), Türkçesinin yayımı üzerinde çalışılmaktadır.
Cumartesi, Ocak 07, 2006
YAYIN: Ethnoarchaeological Investigations in Rural Anatolia, Vol. I.T. Takaoğlu (Ed.), Ege Yayınları, 2004, Istanbul.
İçindekiler:
Jak Yakar: Ethnoarchaeological in Rural Anatolia
Turan Takaoğlu: Ethnoarchaeology in Turkey: a historical approach
Lisa Hopkins: Agriculture and economy in a highland village: an Ethnoarchaeological approach
Adnan Diler: Tradition and cahange in olive oil processing in rural Caria
Tomris Bakır: Domestic pot making in Yiğitbaşı village in northeast Anatolia
Füsun Ertuğ: Pottery production at Uslu in the Elazığ Region
Billur Tekkök: The pottery workshops at Eceabat in northwest Anatolia: the Hellenistic and Roman traditions continue
Hamza Gündoğdu: Patterns of black amber bead making in northeast Anatolia
Rüstem Aslan and Stephan Blum: Darı Köy Ethnoarchaeological investigations in to the emergence of archeological variability
Nurcan Yalman: Ethnoarchaeological research and “settlement logic”

USLU KÖY (ELAZIĞ) ÇANAK-ÇÖMLEK YAPIMI HİKAYESİ 1980-1984
Uslu Köy, Elazığ'ın Sivrice ilçesine bağlı, yaklaşık 1500m yükseklikte bir dağ köyüdür. Pelli, İsolar ve Nurgüze derelerinin birleşmesiyle oluşmuş bir çayın aktığı vadi kenarına kurulmuştur. Köyün ekonomisinde tarım ve hayvancılığın yanı sıra çömlekçilik önemli bir yer tutar. Malatya İmamoğlu kazılarına katıldığım sırada bu çevrede kullanılan tüm çanak çömleklerin Uslu Köy'den geldiğini öğrendim. Uslu köyü ziyaret ettiğimde çömleklerin kadınlar tarafından çok ilginç bir yöntemle yapıldığını gözledim. Kadınların 'kalıp' adını verdikleri yaklaşık 30-40 cm çapında üstü düz, dibi yuvarlatılmış konik, pişmemiş topraktan altlıklar üzerinde simit şekline getirdikleri kili yükselterek, kalıbı ayak parmaklarıyla çevirerek şekil vermeleri kada r, tüm ürünleri açık ateşte pişirmeleri de çok ilginçti. 
Bu ürünlerin ünü sadece Doğu Anadolu'da değil Orta Anadolu'da da yayılmıştı. Bu kaplar pişirimden sonra köyün erkekleri tarafından katırlara yüklenerek köy köy dolaşılarak ya da trenle uzak mesafelere gidilerek özellikle buğdayla takas edilmekteydi.
Daha çok güveç, çanak ve testi formları pazarda satılmakla birlikte Uslu Köy'de 30'a yakın farklı formun kadınlar tarafından üretildiği gözlenmiştir. Bu kaplar üzerinde çizi bezeme, noktalarla yapılan süslemeler ya da güveçlerde kabartma kaş bezeme yaygındır. Evlerin alt katlarında rastlanan, yaklaşık 1 m. çapında, 2 m. yükseklikteki 'petek' de denilen pişmemiş topraktan ambarlarda da kabartma süslemeler görülür.
1981-82'de köye birkaç ziyaretten sonra bir senaryo yazıldı ve Uslu Köy'de çanak çömlek yapım yöntemi 1984'te profesyonel bir ekiple filme alındı (Uslu Köy Masalı). Bu film Kültür Bakanlığı 1984 Belgesel Ödülünü de kazandı. 2004'de Uslu Köy çömlekçiliği notları bir yayına dönüştü ve Turan Takaoğlu tarafından derlenen Ethnoarchaeological Investigations in Rural Anatolia’da yayımlandı.

YAYIN: KADINLAR VE BİTKİLER
Füsun Ertuğ 2003 Gendering the Tradition of Plant Gathering in Central Anatolia (Turkey), P. L. Howard (Ed.), Women and Plants: Gender Relations in Biodiversity Management and Conservation , pp. 183-196, Zed Books, London.
Paperback: 320 pages
Publisher: Zed Books (October 10, 2003)
Language: English
ISBN: 1842771574
Table of contents:
Foreword Women and the Plant World--Patricia L. Howard *
Part 1: Culture, Kitchen and Conservation * Women in the Garden and Kitchen--Laurie S.Z. Greenberg * Wild Food Plants and Arbëresh Women in Lucania, Southern Italy--Andrea Pieroni * Women and "Wild" Foods--Ephrosine Daniggelis *
Part 2: Gender Relations, Women's Rights, and Plant Management * Farm Women's Rights and Roles in Wild Plant Food Gathering and Management in Northeast Thailand-- Lisa Leimar Price * Gender and Entitlements in the Zimbabwean Woodlands--Allison Goebel *
Part 3: Gendered Plant Knowledge in Science and Society * "Passing on the News"--Nancy Turner * The Invisible Queen in the Plant Kingdom--Brij Kothari * The Gender of Crops in the Papua New Guinea Highlands--Paul Sillitoe *
Part 4: Plants, Women's Status and Welfare * Gendering the Tradition of Plant Gatherng in Central Anatolia (Turkey)--Füsun Ertug * The Basket-Makers of the Central California Interior--Linda Dick Bissonnette * Exchange, Patriarchy and Status--Margot Wilson *
Part 5: Gender, Biodiversity Loss and Conservation * Losing Ground--Stephen Wooten * Modernization and Gender Dynamics in the Loss of Agrobiodiversity in Swaziland's Food System--Millicent Malaza * Arawakan Women and the Erosian of Traditional Food Production in Amazonas Venezuela--Shirley Hoffmann * Women and Maize Breeding--Yiching Song & Janice Jiggins

BODRUM- MUĞLA 1999-2002
Bodrum, Muğla ili sınırlarında ve Türkiye Florası’nın C1 karesinde yer alır. 650 km2 lik Bodrum yarımadasının en yüksek yeri 700 metre kadardır. Sıcak ve kurak geçen yazlarına karşın ılıman ve yağışlı kışları, yıllık ortalama 750mm. yağış almasını sağlar. Bölgenin bitki örtüsünün çoğu Akdeniz elementlerinden oluşmuştur. Bodrum'da özel bir üniversite kurmayı hedefleyen Akdeniz Ülkeleri Akademisi Vakfı'nın desteğiyle, 1999 yılı Ekim ayında çalışmalarına başlayan Bodrum Yararlı Bitkiler Araştırma Merkezi, 2000 yılı Haziran ayına dek çalışmalarını sürdürmüş, bu tarihte Vakfın Bodrum binasının ekonomik güçlükler nedeniyle kapanmasından sonra proje özel çabalarla tamamlanmıştır.
Bodrum Yararlı Bitkiler Araştırma Projesinde özellikle Bodrum kasabası merkez alınarak, Bodrum’un kısmen yarımadanın dışında kalan köylerinden ve Milas'a yakın yörelerinden de her türlü bitki kullanımına ilişkin bilgi ile bunlara ait herbaryum örnekleri toplanmıştır. Toplanan 774 bitki örneğinden 89 familya ve 390 tür belirlenmiş ve tümü veri tabanına işlenmiştir.
Bodrum Yararlı Bitkiler Araştırması uzun vadeli ve farklı disiplinlerin katkısıyla çok yönlü bilgiler derlemeye yönelik olarak tasarlandı. Çok sayıda kaynak kişinin bilgisine başvuruldu (109 kişi) ve özellikle pazar taramalarına önem verildi. Bodrum pazarı her hafta ziyaret edilerek pazara getirilen tüm gıda ve ilaç bitkileri ile sepet, kaşık, nazarlık gibi, bitkilerden üretilen malzemeler kaydedildi. İlçede Cuma günleri kurulan pazar, çevre köylerde yaşayanlar için çok önemli bir alış-veriş ortamı sağladığı gibi bizim için de farklı yerlerden çok sayıda bitkinin getirildiği, farklı bilgileri olan köylüleri ve pazarcıları bir arada bulabileceğimiz zengin bir çalışma alanı oldu. Ayrıca çevre pazarlara (Milas, Muğla, Yatağan ve Ortaca) da gidilerek karşılaştırmalar yapılmaya çalışıldı. Pazarda tanıdığımız köylülerle bitki toplamaya çıkıldı. Köylerde tanınan, kullanılan bitkilerden birçoğunun pazara getirilmediği gözlemlendi. Özellikle yem, yakacak ve ilaç bitkilerinden çoğu ile el sanatlarında kullanılan bitkiler pazar dışı araştırmalarda saptandı. Uygulanan yeni bir yöntem de ilkokul öğretmenleri ve öğrencileriyle ortak çalışmaydı. Yalıçiftlik beldesinde ve Gündoğan' da gerçekleştirilen bu çalışmalarda, öğrencilere yenen ve şifalı bitkilere ilişkin formlar verildi. Bu formlarda ya da getirdikleri örneklerde rastlanan yeni bitkiler ve kullanımlar o kaynak kişilere gidilerek doğrulandı, örnekler birlikte toplandı ya da ayrıntılar derlendi. Bu çalışmalar araştırmaya büyük katkı sağladığı gibi gençlerin çevrelerindeki bitkilere ve ailelerinin bilgi birikimine ilgisini de arttırdı.

Bodrum ve çevresinde saptanan 390 türden 52'si tarımı yapılan ya da bölgeye özgü olmayan bitkilerden oluşmaktadır, 338’i ise yerlilerin "deli" dediği doğal bitkilerdir. Halen 35 türün yerel adları ya da kullanımları eksiktir, ancak 350'yi aşkın bitkinin yerel adları ve kullanımları öğrenilmiştir. Bunlardan 21'i endemik türlerdir. Gıda olarak kullanılan doğal bitkilerin oranı oldukça yüksektir. 300'ü aşkın doğal bitkiden 142'si ile tarımı yapılan 36 bitki gıda grubunu oluşturmaktadır. İkinci önemli grup tıbbi bitkilerdir. Bu grup, üçte biri gıda olarak da yararlanılan 92'si doğal, 24'ü tarımı yapılan ya da bölgeye özgü olmayan toplam 116 türden oluşmaktadır. Diğer önemli kullanım gruplarından biri 60 bitkiden oluşan hayvan yemi grubu ve sepet, hasır, kaşık gibi malzemelerin üretiminde yararlanılan 40 türle el sanatları grubudur. Diğer türlerin çardak, çit yapımından, balık avlamaya ve sosyal kullanımlara değin uzanan geniş bir kullanım çeşitlemesi vardır.
Çalışmalarda yaklaşık 20 kişilik gönüllü grubun katkısı büyüktür. Bitki teşhisleri Ankara Gazi ve İstanbul Üniversitesi Botanik bölümlerinde ve çeşitli uzmanların katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.
Yayınlar: (2003) An Ethnobotanical Research in Friday Markets of Bodrum (Mugla-Turkey), DELPINOA 45: 167-172 [Proceedings Third International Congress of Ethnobotany, September 22-30 2001, Napoli]
(2003) Bodrum Mutfağında ‘Ot Kültürü’ I: Yenen Doğal Otlar. K. Toygar, (Ed.), Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar 2003, 10. Cilt, s.49-70, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları, Ankara.
(2004) Wild Edible Plants of the Bodrum Area (Muğla, Turkey), Proceedings of the VIth Plant Life of Southwest Asia Symposium, Yüzüncü Yıl University, 10-14 June 2002, Van, Turkish Journal of Botany 28: 161-174.
(2004) Bodrum Yöresinde Halk Tıbbında Yararlanılan Bitkiler, 14. Bitkisel İlaç Hammaddesi Toplantısı, Bildiriler, 29-31 Mayıs 2002, Eskişehir, K.H.C. Başer and N. Kırımer (Eds.), e-book: http.//documents.anadolu.edu.tr/bihat
Bu çalışmanın amacı, Denizli ili Buldan ilçesinde halkın yararlandığı doğal bitkilere ve özgün tarım ürünlerine ilişkin geleneksel bilgilerin derlenmesi ve bir kültür değeri olarak envanterlenmesidir. Türkiye Bilimler Akademisi- Türkiye Kültür Sektörü’ nün (TÜBA-TÜKSEK) Türkiye Kültür Envanteri kapsamında pilot proje olarak çalışmalar başlattığı Buldan’da mimari, arkeoloji ve etnoğrafya çalışmalarına paralel olarak etnobotanik değerlerin de saptanması önerilmişti. Buldanlıların yaşamlarını sürdürmek için gıda, ilaç, yem, yakacak ve çeşitli amaçlarla bitkilerden nasıl yararlanmış olduklarına yönelik bir araştırma yoktu. Zengin bir kültürel birikime ve doğal çevreye sahip olan Buldan’da halkın bu alandaki bilgi birikimini sistemli bir biçimde araştırmak, korunmuş olanı saptamak ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir biçimde aktarmak bu çalışmanın ana hedefi olarak saptandı. Buldan’da 2002 yılı sonbaharında TÜBA desteğiyle yapılan ön araştırma, 2003 yılı Şubat ayından başlayarak Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Fonu (SBB-3031) ve TÜBA -TÜKSEK’ in katkılarıyla 15 ay boyunca sürdürüldü.

Alan çalışmaları, proje yürütücüsü Dr. Füsun Ertuğ ile Balıkesir Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gülendam Tümen (yürütücü yardımcısı), Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Biyoloji Eğitimi Ana bilim Dalından Yard. Doç.Dr. Tuncay Dirmenci ve yüksek lisans öğrencisi Rıdvan Polat; Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Ali Çelik (yürütücü yardımcısı) ve araştırma görevlisi Gürkan Semiz’in katılımı ile gerçekleştirildi; verilerin kayda geçirilmesinde İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Merve Andaç yardımcı oldu. Buldan Doğal Hayatı ve Kültürü Koruma Derneği, Buldan Kaymakamlığı, Belediye Başkanlığı ve Orman Bölge Şefliği de çalışmaya destek oldular.
Toplanan 479 bitki örneği, 22’si Türkiye’ye endemik, 271 türü kapsamaktadır. Bunlardan 103 gıda, 121 ilaç, 12 yakacak, 41 yem ve 41 el sanatlarında kullanımın yanı sıra 43 bitki türünün farklı alanlarda yararlı oldukları saptanmıştır. Farklı bitki kullanımlarına ilişkin 400’ün üzerinde kullanım reçetesi derlenmiş, doğal/yabani bitkilere ve yerel tarım bitkilerine ait örnekler alınmış ve bitki kullanımları fotoğraf ve video ile de belgelenmiştir. Kullanıma ilişkin bilgilerle, örnek alınan, teşhisleri yapılan bitkilere ilişkin veriler, çok yönlü sorgulamalara uygun olarak düzenlenen bir veri tabanına aktarılmıştır. Herbaryum örnekleri Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü Herbaryumu’nda korunmaktadır. Ancak Projenin asıl büyük kazanımı bu alanda sürdürülebilir bir envanterleme sistemini başlatmış olmasıdır.

Pazar, Ocak 01, 2006


YAYIN: Buldan (Denizli) Etnobotanik Alan Araştırması 2003 Raporu TÜBA Kültür Envanteri Dergisi'nin 2. Sayısında yayımlandı. Aralık 2005
Dergi ile ilgili yazışma adresi: www.tuba.gov.tr ve tuba@tuba.gov.tr

Gordon Hillman, Society for Economic Botany "2004 Seçkin Etnobotanikçi" ödül töreni ertesinde arkadaş ve öğrencileriyle: soldan sağa: Mat Prebble, Mordechai Kislev, Jean Kennedy, Jean Chauvet, Daniele Martinoli, Mark Nesbitt, Edhud Weiss, Füsun Ertuğ, Andy Fairbairn, Gordon Hillman, Ann Butler, Dominique des Moulins, David Harris, Daniel Zohary, George Willcox, Frances McLaren.
9.Etnobiyoloji Kongresi, Haziran 2004, Kent Universitesi, Canterbury, İngiltere.




